Geoit Nedir ?

“Dünyanın şekli küre değildir Geoittir”

Dünyanın tam olarak yuvarlak değil pürüzlü girintili çıkıntılı olduğunu hemen hepimiz orta okul yıllarında öğrenmiştik. Lisedeyken coğrafya dersinde çok ayrıntıya girmeden bu bilgi bize verilmişti diye hatırlıyorum. Geomatik mühendisleri olarak üniversitede Geoit’i daha ayrıntılı olarak görmüştük.

Geoit’i Gauss şu şekilde tanımlıyor ;

Ortalama deniz seviyesi  ile üst üste gelen, Dünya’nın çekim alanının eş potansiyel yüzeyi.

Dünya üzerindeki suların gelgit, rüzgar gibi dış etkilere maruz kalmadan, kıt’aların dahi altlarından serbestçe dolaştıklarını hayal edelim. Bu serbest dolaşımdaki kütlenin tamamen dengeye geldiği ideal anda aldığı şekil Geoit oluyor. Günümüzde hem yer çekimini hemde okyanus yüzeyi seviyeleri yüksek doğruluklar ile ölçülebilmekte. Başlıca GOCE , GRACE , TOPEX/Poseidon gibi uydu programları ile yeryüzünün eş potansiyel yüzeyi oluşturulmakta. Bu kadar ilgi ve alakanın altında ise elbette maddi çıkar var ; geoit ile ilgili yapılan çalışmalar maden aramalarında, petrol rezervi tespitinde kullanılıyor.

Kütle çekim mantığından bildiğimiz üzere  maddelerin yoğunluklarına bağlı olarak kütle çekimleri farklılık gösteriyor. Heterojen bir yapıya sahip olan yer küremizde de yer yer değişen madde yoğunlukları yer  çekimi ölçümü yapan uydular vasıtasıyla tespit edilebiliyor.

Bir örnekle anlatacak olursak ;

2006 yılında Ohio State Üniversitesi profesörü Ralph von Frese  GRACE uydusu gözlemlerinden yola çıkarak, Antarktika’da 300 km genişliğinde bir bölgede yer çekimi anomalisi keşfetti. Keşfedilen bu bölgede yer çekimi anomalisi olduğu, daha önceden de 1962 yılında bazı araştırmacılar tarafından ortaya atılmıştı. Amerika’nın ve Rusya’nın geçen zaman içinde defalarca bölgeye askeri araştırma ekipleri yolladığını ve bu anomaliyi araştırdıklarını gizliliği kaldırılan askeri raporlardan öğrenebiliyoruz.Komplo teorisyenleri de yıllarca bu bölgede UFO üsleri, Nazi askeri üsleri olduğu gibi iddiaları ortaya attılar. Ancak en sonunda uydular ve uzaktan algılama sayesinde elde edilen veriler çeşitli araştırmacılar tarafından da incelendi ve artık yer altında bir krater olduğu konusunda hem fikiriz. Bu bölgeye çarpan meteorun çok yoğun metaller içermesi sebebiyle çarptığı bölgede yoğunluğu artırarak çekimi arttırdığını aşağıdaki haritada daha iyi görebiliyoruz.

 

Adsız

Wilkes Krateri’nin Yerini Gösteren Gravite Haritası

Geoit belirleme çalışmalarının önemi hakkında daha da uzun yazılar yazılabilir ancak temelde eş potansiyel bir yüzey tanımlayıp,  yer çekimi ölçümlerini bu yüzey üzerinde göstermek diyerek son noktayı koyabiliriz.

 

Dünyamıza Yeni Bir Bakış Açısı : AuthaGraph

KALEM KİMDEYSE GÜÇ ONDA

Dünya değiştikçe bizim ona bakış açımız da ister istemez değişmekte. Bu değişimler ana olarak ekonomide, teknolojide ve bilim alanında kendini gösteriyor. Örneğin bundan 524 yıl önce Yeni Dünya yani Amerika keşfedildiğinde Avrupalılarda dünyanın en büyük kıtasının Avrupa olduğu gibi bir kanı vardı. İnsanlık tarihi açısından bakıldığında Avrupa tarihte gerçekten büyük bir yer kaplasa da bugün biliyoruz ki ondan kat kat büyük kıtalar da bulunmakta. Yüz yıllarca devam eden bu düşüncenin ana kaynağı olarak Avrupalılar tarafından yapılan ve Avrupa’yı merkezine alan dünya haritalarıdır. Daha sonra 1950’lerde pik yapan Amerika’nın ekonomik ve bilim alandaki ilerlemesini takip eden dönemlerde Amerika’yı ve Avrupa’yı haritaya daha doğru yansıtan projeksiyonlar revaçta olmaya başladı. Bilimsel olarak araştırmaları yapan kişiler haklı olarak kendilerinin bir numaralı çalışma alanı olan ülkelerini düzleme daha doğru yansıtabilmek amacıyla distorsiyonları kendi ülkelerinden ziyade dünyanın geri kalanına yaymayı uygun gördüler ve sonuç olarak şu yazıda daha önce bahsettiğimiz üzere bazı ülkelerin olduğundan daha büyük bazılarının ise olduklarından daha küçük olduğu haritalar yapıldı. Örnek olarak Dünya haritalarında Afrika , Antartika gibi kıtalar her zaman olduklarından küçük olarak görüldü.Ancak mesela artık buzulların erimesi Antartika’nın bir kıta olarak dünyamızı etkilemeye başlamasına sebep oldu ve bir kıta sayılmasına rağmen neden haritalarda en çok bozulmaya uğrayan yerlerden birisi olduğu gibi sorular sorulmaya başlandı. Ülkelerin büyüklerinin birbiriyle karşılaştırmak için http://thetruesize.com/ sitesini kullanabilirsiniz.

DİSTORSİYONLARI TÜM DÜNYAYA EŞİT DAĞITMAK

Dediğimiz gibi araştırmayı,çalışmaları kim yapıyorsa onun istediği gibi bir Dünya haritası çizdiği bir dünyada yaşıyorduk, ta ki Japon bir mimar olan Hajime Narukawa mimarların kullandığı perspektif içeren çizim programlarından etkilenerek projeksiyonlar üzerine çalışmaya başlayana kadar. Yıllarca baktığı dünya haritasında kendi ülkesinin olduğundan küçük olduğu ve bazı ülkelerin de olduğundan daha büyük olduğunu fark ettikten sonra bunu değiştirmek için çalışmalara başlamış. Distorsiyonların tüm haritaya yayılmasını sağlamak amacıyla küreyi 96 üçgene bölmüş ve bu 96 eğik üçgenin hepsini dörtlü gruplar halinde şişik dört yüzlü yüzeye aktarmış. Daha sonra alan koruyan projeksiyon ile şişik dört yüzlüleri düz dörtyüzlüler olarak düzleme yansıtmış. Sonuçta distorsiyonsuz projeksiyon olamayacağından en azından distorsiyonları tüm dünyaya yayarak genel görünüm itibariyle boyutları gerçek boyutlarına en çok benzeyen dünya haritasının oluşturmuş. Bu  çalışmasıyla Japonya’nın en prestijli tasarım ödüllerinden birisine layık görülmüş. Bize de kendisini tebrik etmek ve başarılarının devamını dilemek düşüyor.

Çalışmanın web sayfasına buradan ulaşabilirsiniz ; http://www.authagraph.com/

Çalışma ile ilgili daha ayrıntılı bir yazıya da şuradan ulaşabilirsiniz ; https://www.gunesintamicinde.com/yalandan-arindirilmis-bir-dunya-haritasi-authagraph-world-map/

 

İklim Değişiklikleri ve Şehirleşme Dünyamızı Nasıl Etkiliyor ?

 

 

 

İklim değişikliklerinin ve son yıllarda hızlanan şehirleşmenin dünyamızı bir şekilde etkilediği kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek. Ancak bu etkinin ne boyutlarda olduğunu görebilmek bir çok insanın bu olaya bakış açısını değiştirebilir. Google ve Jeffrey Kluger ortak çalışması ile hazırlanan Timelapse projesi tam olarak bunu amaçlıyor. 1984 yılından beri Landsat tarafından çekilen uydu görüntülerinin işlenmesi ile ortaya çıkan bu çalışma ile dünyanın herhangi bir yerinin 1984-2012 yılları arasındaki değişimi gözler önüne seriliyor.

Google’ın okyanuslar haricinde neredeyse bütün dünyanın uydu görüntülerini işleyip tarihsel sıraya koyması (her bir Landsat görüntüsü yüzlerce megabayt) insanı bu işin arkasındaki bilgisayar gücüne hayran bırakıyor.

Türkiye’nin görüntü kalitesi Amerika’ya kıyasla daha düşük olsa da İstanbul , Antalya gibi son 10 yılda büyük değişimler yaşamış şehirlerimizin değişimlerini görmek mümkün. Ayrıca şimdiden uyarayım eriyen buzulların, kuruyan göllerin , yok olan Amazon ormanlarının ne kadar büyük alanlar kapladığını görünce içiniz kararabilir.

Bu çalışmanın bir başka güzel yanı ise büyük şehirlerin çevrelerindeki su kaynaklarına etkilerini gözler önüne serebilmesi. Örneğin 1984 yılından itibaren hızla büyümüş olan Las Vegas’ın yakınındaki Mead Gölü’nün büyüyen şehir tarafından adeta içildiği görülmekte.

Çalışmanın web sitesine buradan ulaşabilirsiniz.

Böcek gibi duvara konan drone

Stanford Üniversitesi’nden bir grup böcekler gibi duvara veya tavana konabilen bir drone geliştirdi. Drone’a microspine denilen yapının eklenmesi ile beraber şimdilik sadece deneysel bazı yüzeylere yapışabiliyor. Microspine bazı sürüngenlerin ayaklarında bulunan yapının mekanik olarak taklit edilmesi mantığına dayanıyor. Ayrıca microspine’ lar NASA tarafından da kullanılan bir teknoloji ve gözlem robotlarının göktaşlarının yüzeyine tutunması için kullanılıyor.

https://www-robotics.jpl.nasa.gov/tasks/taskVideo.cfm?TaskID=206&tdaID=700015&Video=147
Microspine

Aynı araştırma grubundan lisans öğrencisi Hao Jiang ‘ın başka bir projede kullanılan bu sistemi drone’lara uyarlamak istemesi ile ortaya çıkmış. SCAMP adlı diğer proje ise microspineları kullanarak duvara tırmanan ayaklı bir robot geliştirmek fikrine dayanıyor. Eğer drone’ların duvara ve tavanlara konma mekanizması stabil bir seviyeye gelirse bu hem çekim öncesinde uzun süre boş yere uçuş yapmanın önüne geçip bataryadan tasarruf ettirecek hem de güvenlik amaçlı kullanımlarda seyyar güvenlik kamerası gibi bir esnekliğe olanak sağlayacak.

Kaynak